İstanbul’un haberlere konu olan gizemli hayırseveri… Şehrin farklı yerlerinde farklı zamanlarda ihtiyaç sahiplerinin borçlarını ödeyen Robin Hood’u. Yine kalplerimizi ısıttı… Bu defa Ataşehir’deki dar gelirlilerin bakkala olan borçlarını ödeyerek, yanındakilerle evlere zarf içinde para göndererek, çocuklara harçlık vererek hem oradaki hem de haberi duyan herkesi mutlu etti… İnsanlığa almadan vermeyi, yardımlaşmayı, sevgiyi, birliği, yalnız olmadığımızı hissettirdi… Minnet ettirmeden yapılan incelik ise bambaşka.. Yıllar öncesinde TRT ‘de izlediğim bir belgeseli çağrıştırdı. Osmanlı’da yardımlaşmanın çeşitli yollarından olan sadaka taşları.. Hayır etmek isteyen kişi sadaka taşlarına para yada istediğini bırakır ihtiyaç sahibi ne kadar gerekiyorsa o kadarını alır ve başkalarını da düşünerek bırakır… Bir kaynakta konuyla ilgili bilgiler şöyle; Osmanlı iffet ve hayâsından dolayı fakirliğini gizleyenler; onur ve vakarından dolayı ihtiyaçlarını kimseye açamayanlar için, ince ve farklı yardım, destek ve himaye yol ve metotları bulunmuştur. Onlara “alan el” olmanın utanç ve ezikliğini yaşatmamak için, gayet zarif yardım şekilleri geliştirmiştir. Böylece “alan el” hicaptan, “veren el” de gurur ve riyadan korunmuştur. İşte, her türlü tebrik ve takdire layık yardımlaşma vasıtalarından birisi, hatta bir bakıma birincisi, “Sadaka Taşları”dır (Özönder, 2000: 155- 161). Sadaka taşları, genellikle, birkaç sokağın birleştiği bir köşede; İmaret veya diğer sosyal yardım kurumlarının yakınlarında; tekke, dergâh, zaviye, mezarlık, türbe gibi yerlerin yakın çevresinde ve mescit, camii gibi ibadethanelerin yakın çevresinde bulunmaktadır (Özönder, 2000: 155- 161). Sadaka Taşları aracığı ile çoğunlukla nakdi yardım yapılsa da bazen ayni yardım da yapılıyordu. Nakdî yardım özellikle uçup kaybolmaması için de kâğıt para yerine madeni paralar bırakılarak yapılırdı. Aynî yardım ise giyim, kuşam eşyaları ve çeşitli besinler bırakılarak yapılıyordu. Fakirler sadaka taşında birikenlerden sadece ihtiyacı olan şeyleri ve muhtaç olduğu miktar kadarını alarak, kalanını başkalarına bırakmaya özen göstermişlerdir. Bu kanaat ve diğer gamlık her türlü takdire layıktır (Özönder, 2000: 155- 161). Günümüzde Sadaka Taşlarının büyük kısmı bir kenarda unutulmuşlardır. Bir kısmı da değişen dünya şartları ve sosyal, kültürel hayat sebebiyle kullanılmaz hale gelmiştir. Kullanılmadıkları için neye yaradıkları bilinmediğinden kıymeti ve görevi anlaşılamayan bu fazilet abidesi sadaka taşlarından mevcut olanlarının koruma altına alınması ve kendi kültürüne yabancılaşmış “askıda kahve”ye bakıp “askıda ekmek” kampanyası düzenleyerek Batı’yı taklit etmeye çalışan yeni nesillere tanıtılması gerçekten takdire şayan bir hizmet olacaktır (Özönder, 2000: 155- 161).
El ele bir ve beraber olmayı hatırlatan herşeye ve herkese müteşekkiriz.. Sevgiyle kalın hoşçakalın…