Osman Aydoğan


Veba ve Albert Camus

Günümüzde yaşadığımız Coronavirüs salgını bana geçmişte yaşaşan gerçek bir veba


Günümüzde yaşadığımız Coronavirüs salgını bana geçmişte yaşaşan gerçek bir veba salgınının romanı ''Veba''yı ve onun yazarı Albert Camus'ü hatırlattı...

Veba

Veba (Orijinali: La Peste) (Say Yayınları, 1982), Albert Camus’un İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1947'de, gerçek bir veba salgını üzerine yazdığı insanın acizliğini ve çaresizliğini gözler önüne serdiği bir romandır...

Romanın konusu kısaca şöyledir: Cezayir’in Oran şehrinde fareler yavaş yavaş lağımlardan sokaklara taşınıp burada ölmeye başlarlar. Fareler öldükten sonra da bölgedeki insanlar da büyük acılarla ölmeye başlarlar. Böylece şehirde korkunç bir salgın hastalık baş gösterir.

Romanda veba salgınına maruz kalan şehrin hapsolan insanlarını anlatılır. Ancak Camus romanında insanlığa karşı karamsardır. Camus romanında insanlığın zayıflıklarını, kötülüğünü, çürümüşlüğünü ve bencilliğini anlatır.  Romanın daha ilk sayfalarında Oran şehri "çirkin" bir şehir olarak tanımlanır ve ilerleyen sayfalarda bu çirkinlik karabasana döner. Romanda veba hastalığı karşısında insanın acısı, yalnızlığı, zavallılığı ve hümanizmin veba karsısında acizliği anlatılır.

Albert Camus romanda gerçek bir veba salgınını anlatsa da romanın aslında İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra 1947'de yazılmış olması Camus’un romanında aslında insanoğlunun yayılan faşizm karşısındaki acizliğini anlattığı yorumu yapılır. Bu yoruma neden de Camus’un kitabında bir veba salgını üzerinden bir toplumun nasıl dönüştüğünü anlatmasıdır.

Bir başka değerlendirmeye göre de Camus, Portekizli yazar Jose Saramago’nun ‘’Körlük’’ romanında anlattığı modern toplumun bir anda zor bir durumla karşılaşması ve buna vereceği tepkileri benzer şekilde veba üzerinden anlatmıştır.

Veba’da geçen bazı ifadeler:

"Ah, keşke bir deprem olsaydı! Tam bir sarsıntı... Ve bu iş biterdi. Ölüler, diriler sayılır ve oyun biterdi. Ama şu domuz hastalık! Hastalığa yakalanmamış olanlar bile onu içlerinde taşıyorlar."

"Dünyadaki kötülük neredeyse her zaman cehaletten kaynaklanır ve eğer aydınlatılmamışsa, iyi niyet de kötülük kadar zarar verebilir.’’

"İnsanın umutsuzluğa alışması, umutsuzluktan da beterdir."

Veba romanı askeriye ile ilgili güzel bir tespit barındırır: "Dünyadaki tüm ordularda genellikle malzeme eksiğini insanla kapatırlar."

Albert Camus

Madem söz Albert Camus’den açıldı. Camus’u kısaca tanıtmadan geçersem sanki ona haksızlık etmiş olurum.

Albert Camus Fransız yazar ve filozoftur. 07 Kasım 1913'te Cezayir'de doğar. Varoluşçuluk ile ilgilenir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır. 1957 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanır. İngiliz yazar ve şair Rudyard Kipling`den sonra bu ödülü kazanan en genç yazardır. Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybeder. (04 Ocak 1960)

Yoksulluk ve acılarla dolu bir hayat sürer. Denemelerinden oluşan, 1963' de yayımlanan "Tersi ve Yüzü" isimli kitabında yoksulluk ve acılarla dolu bu döneminde yaşadıklarını anlatır. Cezayir Üniversitesi'nde felsefe öğrenimi görür. İlk romanı "Yabancı" 1942'de, anlattığım ikinci romanı "Veba" 1947'de basılır. Yukarıda anlattığım "Veba" Camus'un düşüncelerinin temelini yansıtan en önemli ve en iyi eseridir...

2'nci Dünya Savaşı'ndan sonra yalnız Fransa'da değil, Avrupa ve tüm dünyada kendi kuşağının sözcüsü, sonraki kuşakların yol göstericisi olur. Özellikle insanın kendisine yabancı bir evrendeki yalnızlığı, bireyin kendisine yabancılaşması, kötülük, her şeyin ölümle sona ereceğini bilmenin yarattığı bunalım gibi duyguları ele alır.

Savaş sonrasında aydınların içine düştüğü yabancılaşma ve düş kırıklıklarını tüm ayrıntılarıyla yansıtır. Çağdaşlarının nihilizme kapılmasını anlar ve onlara hak verir ama doğruluk, ılımlılık, adalet gibi değerleri savunmanın gerekli olduğunu da belirtir. Hem Hıristiyanlığın hem de Marksizmin katı yönlerini reddeden liberal bir insancılığın temellerini çizer.

1957'de ‘’Sisifos Söyleni’’ isimli kitabıyla Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldığı törende Camus şu konuşmayı yapar;

"…Her nesil, şüphesiz, kendisini dünyayı değiştirmekle yükümlü hisseder. Benim neslim bunu yapamayacağını biliyor, ama benim neslimin belki de daha büyük bir görevi var. Bu görev, dünyanın kendi kendisini yok etmesini önlemek…"

Kendisi reddetse de Jean Paul Sartre ile Varoluşçuluk akımında paralel düşüncede olduğu söylenir. Camus varoluşçuluğu hakkında şunları söyler;

"Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı ‘Sisifos Söyleni’dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur."