Osman Aydoğan


Körler Ülkesi - 2 -

Körlerin gözleri yokmuş ama elleri, kulakları, burunları çok hassasmış


Körlerin gözleri yokmuş ama elleri, kulakları, burunları çok hassasmış. Kendilerine göre kurdukları bir düzen içinde yuvarlanıp gidiyorlarmış. Adam şaşkın hallerine bakıyormuş onların. Yürümeleri, konuşmaları doğrusu başka türlüymüş.

Bir gün körlerden biri öteki körün malını aşırmış. Sadece tek gözlü adam görmüş bunu. Bağırarak ilan etmiş:
- ‘’Filanca malını çaldı falancanın.’’
Körler:
- ‘’Nereden biliyorsun o kadar uzaktan duyulmaz ki’’, demişler.
- ‘’Ben duymadım, gördüm. Gözüm var benim. Görüyorum.’’
Körler göz diye, görmek diye bir şey bilmiyorlarmış. Uzun yıllar içinde çoktan unutmuşlar bu hissi.
- ‘’Ne demek görmek’’, demişler, ‘’nasıl görüyorsun yani, duyulmayacak mesafeden anlıyor musun ne olup bittiğini?’’
- ‘’Anlıyorum tabii...’’
- ‘’İnanmayız, imtihan edeceğiz seni...’’

Adamı almışlar, uzakça bir yere dikmişler. Tecrübeleriyle biliyorlarmış o uzaklıktan hiçbir şeyin işitilmeyeceğini.
- ‘’Anlat bakalım, şimdi biz ne yapıyoruz,’’ demişler.
Adam anlatmış: 
- ‘’Oturuyorsunuz, konuşuyorsunuz, şu ayağa kalktı, bu elini oynattı, beriki bacağını sallıyor vs...’’
Derken körler bir evin içine girmişler, bağırmışlar:
- ‘’Anlatsana...’’
- ‘’İçeri girdiniz göremiyorum ki...’’
Körler bilmedikleri için içeri girmenin ne olduğunu:
- ‘’Ne olmuş yani içeri girmişsek. Elli santim fark etti, anlat anlat!’’ demişler.
- ‘’Arada duvar var görmüyorum.’’
Körler :
- ‘’Sen atıyorsun’’ demişler. ‘’Demincek tesadüf etti. Bak, şimdi bilemiyorsun.’’
- ‘’Çıkın dışarı, söyleyeyim.’’
- ‘’Bu kadar uzaktan duyunca ha içersi, ha dışarısı, ne çıkar yani...’’
- ‘’Ben duymuyorum, ben görüyorum’’, diyormuş adam.
- ‘’Öyle şey olmaz’’, demişler. ‘’Sende bir bozukluk var. Saçmalıyorsun, acayip şeyler söylüyorsun. Hekime muayene ettireceğiz seni...’’

Adamı yaka paça köyün hekimine götürmüşler. Hekim de kör tabii... Elleriyle yoklamaya başlamış adamı. Yoklamış ve parmaklarını adamın yüzünde gezdirirken:
- ‘’Buldum’’, demiş. ‘’Bozukluk burada...’’
Adamın açık olan gözünü kastediyormuş hekim ve:
- ‘’Saçmalaması bundan dolayı’’, diyormuş. ‘’Ben şimdi hallederim, düzeltirim onu...’’

Çetin Altan'ın yazısında anlattığı hikâye bu kadar. Ancak kitapta hikâyenin gerisi de vardır: 

Köyde burnunun iki tarafında üstü kaşa benzer, kirpiği andırır iki çukur bulunan bir kız vardır. Bir gözü kör Nunez o kıza âşık olur. Kız da onu sever. Nunez günün birinde “Benimle evlenir misin” diye sorar kıza. “Evet” der kız, “ancak sen bizlerden çok farklısın. Böyle anormal biriyle evlenemem. Ancak o gören gözünü dağlatıp kör olursan yaşamımı seninkiyle birleştiririm!”  Nunez kıza âşıktır, ''Peki'' deyiverir.  

Kız anasına, babasına müjdeyi verir ve düğün hazırlıkları başlar. 

Körler Ülkesi’nde düğün gününden bir gün önce köy meydanında masalar kurulmuş, kazanlar kaynatılmış ve damadın o gören tek gözünü kızgın demirle dağlayacak adam da bulunmuştur. 

Körler Ülkesi’nin tek göreninin aklı son anda başına gelir, kör edilme töreni için tamtamlar çalınıp şişler kızdırılmaya başladığında doğru yolu seçer ve oradan kaçar! 

Körler ülkesine kral olmaya kalkan gezginci zor bela kurtarmış kendini oradan.

Kitapta geçen hikâye bu kadar...

Çetin Altan bu hikâyeyi anlattığı yazısını şu cümleyle bitirirdi: 

‘’Körler görenleri anlayamazlar. Saçmalıyor sanırlar ve onu da düzeltip kendilerine benzetmek için gözlerini çıkarmaya uğraşırlar.’’ Çünkü körler memleketinde görmek, bir hastalık sayılır.

Ve sözü H.G. Wells'in bir yazısından alıntıyla bitireyim: 

Bir yazısında “İnsan hayatı,” der H. G. Wells; “İnsan hayatı evrenin akışı içindeki bir girdap gibi, yanıltıcı bir şekilde sakindir; bilimse insanın karanlığa yaktığı bir kibrittir ve kibritin ateşi karanlığın sandığımızdan daha da karanlık olduğunu gösterir.”

Bu coğrafyada, ''gün ışığı'' yerine aydınlık diye bildiğimiz hâlâ insanlarımızın aklını alan renkli camlardan bizlere süzülüp gelen aldatıcı bir ''ziya''dır...

Gördüğümüz ''ziya'' aydınlık değil, karanlık ise sandığımızdan da daha karanlıktır...

Müzikle ilgilenen arkadaşlarıma bir not: ''Körler Ülkesi'' dışında ''Ann Veronica'' ve ''Zaman Makinesi'' isimli kitapları da vardır H.G. Wells'in. ''The Alan Parsons Project'' isminde 1975 ile 1990 yılları arasında faaliyet göstermiş bir İngiliz senfonik rock grubu vardı. Bu grup tematik albümler yaparlardı. Her albümde farklı bir konu işlenirdi. İşte bu müzik grubunun H. G. Wells’in eserlerinden olan ''Zaman Makinesi''nden (The Time Machine) etkilenip aynı isimle çıkardıkları bir albümü de vardır: '’The Time Machine''. Bu grubun 1982 çıkışlı bir albümünün ismi de ''Eye in the Sky'' dir. Bu albümde birinci eser  ''Sirius'', ikinci eser de ''Eye in the Sky''dir. İkisi de dinlenmeye değer eserlerdir.