''08 Mart Dünya Kadınlar Günü'' ve dün de ''Kadının Adı'' yazılarımda doğal olarak ''Kadınlar''dan bahsedince burada bırakmayıp şairler ve yazarlar nezdinde ''kadın ne anlama'' geliyor, anlatmaya devam edeyim istedim... Nasranilerce genel kabul gören bir anlayışa göre, Hz. İsa’nın hayatında üç kadın vardır: Annesi, Maria Magdalena ve Evangelistlere göre evlenip çocuk sahibi olduğu kadın. Bir benzetmeye gidilirse Halil Cibran’ın hayatında da üç kadın önemli rol oynamıştır: Ablası, nişanlısı ve Amerika’da iken sırtını dayadığı kadın. Her üçü de hayatın naif olmayan yanlarına karşı “hikmet” armağan etmişlerdir Cibran’a. Ablası, annesinin boşluğunu doldurmaya çalışmış; nişanlısı bir gelen bir giden aşkın yakıcı nefesini Cibran’ın tenine zerk etmiş; velinimeti ve “ruh ikizi” Mary Elizabeth Haskell (Meryem) ise maddi ve manevi olarak destekçisi olmuştur Cibran’ın. Halil Cibran "Aşk Mektupları" (Anahtar Kitaplar, 2009)nda Meryem'e bu nedenle şu ifadeleri yazar: "Eğer bugün benim herhangi bir önemim varsa, bunu kadına borçluyum. Kadın benim gözlerimi ve kalp kapılarımı açmıştır. Eğer anne, kız kardeş ve kadın dost olmasaydı, ben hala tatlı rüyalarda horlayan ve etrafındakilerin huzurunu kaçıran biri olurdum.’’ Halil Cibran’ın şu ifadesi de Cibran'ın kadına bakışını, kadına verdiği önemi ve kadının toplum hayatındaki yerine işaret eder: ‘’Eğitimli bir kadın, toplum hayatının gelişmesinde bin erkekten daha etkilidir.’’ Cibran’a göre içinde aşk olan evlilik kadını da erkeği de yüceltir, kanatlandırır. Birbirine âşık olan kadın ve erkek için şöyle der Cibran; “Hep yan yana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın, çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da ayrıdır, zira bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez.” Bu konuda bir eserinde şöyle yazar Cibran: Sonra Almitra tekrar konuştu: "Peki ya beraberlik?" Ve o cevap verdi: "Siz beraber doğdunuz ve hep öyle kalacaksınız. Ölümün beyaz kanatları, sizin günlerinizi dağıttığında da beraber olacaksınız. Siz Tanrı'nın sessiz belleğinde bile beraber olacaksınız. Fakat birlikteliğinizde belli boşluklar bırakın. Ve izin verin, cennetlerin rüzgarları aranızda dans edebilsin... Birbirinizi sevin; ama sevgi bir bağ olmasın, Daha ziyade, ruhlarınızın sahilleri arasında hareket eden bir deniz gibi olsun. Birbirlerinizin bardaklarını doldurun; ancak aynı bardaktan içmeyin... Ekmeklerinizi paylaşın; ama birbirinizinkini yemeyin... Beraberce şarkı söyleyin, dans edin, coşun; fakat birbirinizin yalnızlığına izin verin; Tıpkı bir lavtanın tellerinin ayrı ayrı olup, yine de aynı müzikle titreşmeyi bilmeleri gibi... Birbirinize kalbinizi verin; ama diğerinin saklaması için değil; Çünkü yalnızca Hayat'ın eli, sizin kalplerinizi kavrıyabilir... Ve yanyana ayakta durun; ama çok yakın değil, Çünkü bir mabedin ayakları arasında mesafe olmalıdır; Ve meşe ağacıyla, selvi ağacı, birbirinin gölgesi altında büyüyemez." Halil Cibran’ı düşüncelerindeki benzerlikler nedeniyle Nietsche ile özdeşleştiren edebiyatçılar vardır. Buna neden Cibran Paris’te iken Nietzsche'nin eserleriyle tanışmış ve ondan çok etkilenmiş olmasıdır. Cibran bu etkilenmeyi "Nietzsche kelimeleri ağzımdan çalmış" diyerek ifade eder. Ancak yaşam biçimi ve özellikleri nedeniyle Halil Cibran esas olarak Franz Kafka’ya benzer, Kafka ile özdeştir. Halil Cibran ‘’Meryem’’e yukarıda bahsedilen mektupları yazarken Kafka da benzer mektupları ‘’Milena’’ (Milena'ya Mektuplar, Can Yayınları, 2016)ya yazar.Bu mektuplarda insan, sanki kendisi yazmış gibi, kendi kalbini, kendi ruhunu ve kendi iç dünyası bulur
