Osman Aydoğan


Eski ve Yeni Türkiye - 3 -

Duverger'nin anlatmak istediğim ikinci kitabı “Halksız De­mokrasi”


''Eski Türkiye''den ''Yeni Türkiye'’ye geçiş

Duverger'nin anlatmak istediğim ikinci kitabı “Halksız De­mokrasi” (Dördüncü Yayınevi, 1969) adlı kitabıdır. Duverger bu kitabında ise ''Eski Türkiye''den ''Yeni Türkiye'’ye nasıl geçiş yaptığımızı anlatırcasına şu tespitleri yapar:

“Bir demokraside çok sayıda ve zayıf partiler varsa, o ülke iyi yönetilemez, halk siyasetten soğur ve siyaset ‘merkezin hükümranlığı’ altı­na girer.” (s. 159,)

‘’Halktan güç alan büyük sağ ve sol kitle partileri olmayınca, hepsi birbirine benzeyen, kişiliksiz partilerin oluşturduğu ‘orta­nın bataklığı’ siyasete hükmeder.’’ (s. 192)

‘’Sürekli koalisyonlarda partiler kişiliksizleşir, programları ‘müphem’ hale gelir.’’. (s. 196)

‘’Sağın ve solun ılımlılarını bir araya getiren ‘renksiz’ koalisyon­lar’, yurttaşların bir politika seçme imkânlarını yok eder ve halk siyasetten soğur.’’ (s. 220)

‘’Siyaset; kombinezonlar, entrikalar, türlü oyunlar, ardı arkası gelmeyen yeniden seçimler ve çekişmeler ile siyasi entrikaya dönüşür." (s. 280)

Ve ‘’Yeni Türkiye’’

Duverger'nin anlatmak istediğim üçüncü kitabı “Politikaya Giriş” (Varlık Yayınları, 1984) isimli kitabıdır. Duverger, bu kitabında Batı demokrasisini mercek altına alarak dünyada var olan kapitalist ve sosyalist sistemlerin giderek birbirine yaklaştığını söyler.

Duverger, bu kitabında Yeni Türkiye’yi anlatırcasına şu tespitleri yapar:

‘’Kapitalizmin amacı; İnsanları düşündürmemenin yolu olan; seks, kriminal olaylar ve eğlence endüstrisine yönelterek, düşünmeyen insanlardan oluşan ahmaklaşan bir toplum yaratmaktır.’’

“Kapitalist haberleşme sistemi ‘halkın ahmaklaştırılması’ diye adlandırabileceğimiz bir sonuç doğurmaktadır. İnsanları entelektüel seviyesi çok düşük, çocukça bir evren içine hapsetmek amacını gütmektedir. Kesat zamanlarda heyecanlı haberler verme imkânını sağlayan gönül maceralarının boyuna şişirilmesi bu bakımdan tipiktir.’’

‘’Krallar, kraliçeler, prensler, prensesler ve öteki sözde büyüklerin, giyinişlerinin ve içinde yaşadıkları dekorun şatafatı, uyandırdıkları belirsiz tarihsel hatıralara eklenir... Halkı ahmaklaştırma tekniklerinin daha birçokları sayılabilir. Sinema (TV) ve spor da bunun birçok örneklerini verirler. Bu çeşitli vasıtalarla halk gerçek dışı, yapmacık, hayali ve çocukça bir âlemle daldırılır, dikkati de böylece gerçek problemlerden başka yana çekilir...”

Duverger’nin evrensel nitelikteki şu sözü de sanırım yine tam olarak da ''Yeni Türkiye'’yi anlatır: ‘’Hukukun kuvvetinin azaldığı yerde, kuvvetlinin hukuku geçerli olmaya başlar.’’

TBMM’nin açılışının 100. yıldönümünü kutladığımız günümüzde Meclis Genel Kurul Salonu’nun duvarında yazılı ‘’Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir’’ sözü mevcut anayasada ve uygulamalar neticesinde duvarda bir dekor olarak kalmıştır.

Ve daha birçok karakteristik özellikleriyle ‘’Yeni Türkiye’’ 1930 yazında Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözünü kulaklarda çın çın çınlatmaktadır: ‘’Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir dictature manzarasıdır...” Tek farkla ki bu sözün sahibi yüce kişi demokrasiye geçiş için bu sözü söylemişti…

Hukuk devletinden, liberal, çoğulcu ve parlamenter demokrasiden uzaklaşan, TBMM işlevsizleşen, etkisizleşen ‘’Yeni Türkiye’’ mevcut haliyle ‘’Eski Türkiye’’nin çok çok gerisine düşmüştür. Hal böyleyken TBMM’nin mevcut üyelerinin bugün neyi kutladıkları pek anlaşılmamıştır…

Madem Duverger ile söze başladık, yazımı yine onun evrensel nitelikte bir sözü ile bitirmek istiyorum: ’'Adaletin olmadığı bir ülkede herkes suçludur.’’