Bizden önceki nesiller birinci dünya savaşını ikinci dünya savaşını yaşayan inşalardı. Birinci dünya savaşını annemin babamın annesinden babasından dinlerdik. İkinci dünya savaşını ise annemden babamdan dinleyerek büyüdük.
Birinci dünya savaşında Osmanlının çok başlılığından yenildiğimizi devletin devletliğini yapamadığından koskoca imparatorluğun param parça olduğunu yokluk günlerini dinledik. İkinci dünya savaşında işe yokluğun olduğunu ama devletin devlet adamlarının görevini her şeye rağmen yerine getirmek uğruna hiç bir şeyden çekinmeden kendi geleceklerini düşünmeden dünyanın ateş topuna döndüğü bir ortamda ülkeye tek bir kıvılcım dahi düşürmeden savaşın içinden nasıl sağ salım çıktıklarını anlatırlardı.
Ülkenin içinden geçtiği bu savaşların sonunda günün iktidarlarının mensupları çok partili rejimden sonra Türkiye savaş yıllarındaki icraatları bütün uğraşları siyasi rakipleri tarafından seçim malzemesi olarak kullanıldı. Ekmeğin karneyle alınmasından devletin savaşı sadece kendi çıkarları için fırsata çevirmek isteyenlere karşı verdiği mücadele acımasızca iftira kampanyalarına dönüştü. Heleki son on sekiz senede bütün acımasızlığı ile sürdü gitti.
Ve Allah bir insanı kınalıyla sınarmış halkın yokluk ve açlık karşısında neler yapabileceği böylesi krizlerin nasıl yönetileceği devlet adamlığının böylesi krizlerle kanıtlanacağının da devlet adamlığının göstergesi olacağını gördük. Heleki halkın iki gün sokağa çıkma var uyarından sonra iki saatlik zaman diliminde adeta yağmaya varan gıda satış yerlerindeki izdihamı bu izdihamın mutlaka bir sorumlusu var dün gece yaşananların izahı yok kavgalar münakaşalar panik adeta bir korku filmine dönüşen ülkem
çanlar kimin için çalıyor diyen romanın yazarı kitabın ön sözünde der ki hiç bir şey başlı başına bir bütün değildir her şey bütünün bir parçasıdır ve onun içindir ki çanlar kimin için çalıyor diye sorma çanlar senin için çalıyor.


